RSS
 

Archive for the ‘POLİTİKA’ Category

İMF VE DÜNYA BANKASI ASLINDA NE İŞ YAPAR – BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI – JOHN PERKINS

12 Jan

1. BÖLÜM

2. BÖLÜM

 

LOOSE CHANGE 2.ND EDITION – TÜRKÇE ALTYAZILI – 11 EYLÜL BELGESELİ

12 Jan

ASLINDA NELER OLDUĞUNU İŞTE BU BELGESEL TÜM GERÇEKLİĞİYLE, BELGELERİYLE VE BİLİMSEL KANITLARIYLA ORTAYA KOYUYOR…

BU GÜNE KADAR BİZLERE NELER EMPOZE EDİLMİŞ BİR GÖRÜN…

İŞİN İLGİNÇ TARAFI BU BELGESEL AMERİKAN YAPIMI… ;-)

 

TÜRK MİLLETİNE ÇAĞRI – ASLI KILIÇ DEMİRCAN

12 Jan

TÜRK MİLLETİNE AÇIK ÇAĞRI :

türk milletine çağrı

Hangi siyasi görüşten ve ideolojiden olursa olsun, kendisine vatanseverim diyenler, ya şimdi birleşir birlikte mücadele edersiniz ya da Irak-Afganistan’daki gibi erkeklerinize bile tecavüz edileceği günler çok yakın. Eski Genel Kurmay Başkanımız ‘’Terör Örgütü Üyesi Olmak‘’ ile suçlanıp tutuklanırken hangimiz güvende olabiliriz sanıyorsunuz?
TÜRK MİLLETİNE ÇAĞRI Emperyalist Batı’nın gözünü diktiği, dünyanın en zengin doğal kaynaklarının yer aldığı Orta Asya, Orta Doğu ve Kafkasya arasındaki en önemli bağlantı noktası olan bölgede yaşıyoruz. Bulunduğu konumun stratejik önemi, barındırdığı tarihi ve kültürel değerler açısından da Anadolu, Batılı için asla “Türklere bırakılamayacak kadar değerli” bir coğrafya.

20. yüzyılın başında tam da Türklere Sevr’i kabul ettirdik diye sevinen Batılıların, Mustafa Kemal’in önderliğindeki Türk Milletine karşı bir kez daha yenilmiş olmaları, Lozan hezimetini yaşamış olmaları affedilmedi. Bütün paylaşım planları altüst olan emperyalistler Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ e düşmanlıktan hiç vazgeçmediler.

En büyük dostumuz ve baş müttefikimiz (!) ABD Lozan Anlaşmasını halen kabul etmedi ve diğer yandan her fırsatta Montrö Boğazlar Sözleşmesini delmek ve Karadeniz’e girmek için fırsat kolluyor. Şükür ki bölgede Rusya var ve ABD’nin Karadeniz’e girmesini engelliyor, eğer bu iş de bizim siyasilere kalsa çoktan ABD Karadeniz’e de yerleşmişti. M. Kemal ATATÜRK’ ün ölümüyle aynı hain planı uygulamaya başladı Emperyalist Batı. İnanarak söylüyorum ki M. Kemal’den sonra iktidara gelenlerin hiçbirisi milli olamamıştır, Türk devleti ve milletinin çıkarlarını koruyamamıştır.

• İsmet İnönü’nün başlattığı dışa bağımlı politik süreç, Demokrat Parti döneminde daha ileri safhalara taşınmıştı, artık eğitimde, askeri anlamda, ekonomide yarı sömürge durumundaydık

• 12 Eylül 1980 Darbesiyle sağcı ya da solcu fark etmez milli bir duruşu olan ‘’TAM BAĞIMSIZ, MİLLİ BİR TÜRKİYE’’ diye haykıran, okuyan, yazan, düşünen, bu ülkenin geleceğine katkıda bulunabilecek kim varsa resmen ‘’biçilmiş, yok edilmiş’’; bu topraklarda yaşayanlar sağcı-solcu, islamcı-Cumhuriyetçi, alevi-sünni diye ayrıştırılmıştır.

• Sonraki dönemde yurtdışında gerekli eğitimi almış, bilgi ve görgüsünü artırıp, bunları Türk Milletinin hizmetine sunmuş (!) sözde Türk siyasetçilerimiz oldu; Rockefeller Bursundan yararlanan B. Ecevit, Eisenhover Bursundan yararlanan S. Demirel, Turgut Özal, Tansu Çiller, bu isimlere göre daha milli olduğu düşünülse de emperyalizmin yeşil kuşak projesine hizmet eden, Cumhuriyet ve değerlerine düşman nesiller yetişmesine sebep olan Erbakan, IMF’in paralı bir memuruyken getirip ekonomimizin başına yerleştirdikleri Derviş…

• 1995’de Gümrük Birliği Anlaşmasının imzalanması ile üyesi olmadığımız AB’ye ekonomik sömürge yapılmamız…

• Üniter ve tam bağımsız bir Türkiye olarak girmemizin imkânsız olduğunu herkesin bildiği AB’ye giriş için verilen tavizler; İkiz Yasalar, Avrupa Yerel Yönetimlere Özerklik Yasası, Bölge kalkınma Ajansları, Ermenistan ve Rumlarla ilişkileri düzeltmek adına verilen tavizler…

• Türkiye’nin Akdeniz’deki güvenliğinin anahtarı Kıbrıs’ın garantörlüğünden kağıt üzerinde olmasa da fiilen terkedilmesi…

• IMF ile yapılan anlaşmalar ile bitirilen ekonomimiz…

• Cumhuriyet tarihinin bütün kazanımlarının özelleştirme yoluyla elden çıkarılması…

• Vakıflar Yasası, Yabancıların Toprak Edinimi ile ilgili yasal düzenlemeler…

• Tahkim Yasası…

• İncirlik Üssü’nün ve topraklarımızın Nato ve ABD askerlerine kullandırılması…

• Topraklarımıza ABD’nin çıkarlarını koruyan Füze Kalkanı ve Radarlarının yerleştirilmesine izin verilmesi…

• TSK’nın Batının özellikle ABD’nin Ortadoğu’daki işgallerinde kullanılmak istenmesi, buna karşı duran komutanlara karşı yürütülen operasyonlar…

• Türk Devletinin ve milletinin namusunun, dininin, bağımsızlığının teminatı bu milletin gözbebeği ordumuza karşı yürütülen psikolojik savaş ve teröre karşı mücadele etmiş komutanların hatta bir Genel Kurmay Başkanının tutuklanması…

• Batı’yı, ABD’yi, İsrail’i eleştiren, “TAM BAĞIMSIZ, LAİK, ÜNİTER BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ.” Diyen kim varsa “Ergenekon” gibi milli bir değerimizin kirletilmeye çalışıldığı bir hukuksuzluk sürecinde, sağcı solcu ayırımı gözetmeksizin tutuklanıp hapsedilmesi…

• Hangi TV kanalını açsak karşımıza bu devlete, bu millete, bu milletin inandıklarına, kutsallarına, Atatürk’e, Cumhuriyet ve değerlerine resmen söven “sözde aydınlar” la karşılaşmamız

• Abdullah Öcalan gibi bir katil başını Batı istemiyor diye asamamamız, açılım adı altında yaşanan Habur rezaleti ve sonrası, mecliste PKK temsilcilerine “demokrasi” adına tahammül etmemiz ve bunların TBMM’den Türk Milletini tehdit eder hale gelmesi, PKK’lılar sokakta Emniyet Müdürümüzü tokatlaması, cenazede kaymakam dövmesi…

Bunca rezalet ve ihanet olurken ne gücü elinde bulunduran “Ali kıran baş kesen AKP iktidarının”, ne de muhalefetin laf söylemek dışında, TBMM’de parmak indirip kaldırmak dışında, kendi maaşlarına zam yapmak dışında bir şey yaptığını görüyor musunuz?

HAYIR!

Batı ve AB raporlarına göre, 2025 yılına dek “üniter, laik, tam bağımsız bir Türkiye” kalmamış olmalı. Şu an oynanan bunca oyunun, yapılan onca tutuklamanın, ekonomik olarak zorda bırakılmamızın, Ermenilerle ilgili yasaların, Kürt ayrılıkçılarının bu kadar desteklenmesinin, askerimize uygulanan psikolojik ve fiili şiddetin tek sebebi Türkiye Cumhuriyetini yok etmek ve onlar bizi yok ederken bizdeki milli refleksin kırılmış olması, bu yok edişe karşı durmamıza engel olmak .

Afganistan ve Irak gibi; demokrasi getiriyoruz bahanesiyle yada AB’ye uyum süreci adı altında ülkemiz tamamen ele geçirilip belki işgal edilip, erkeklere bile tacvüz edilmeye başlanmadan herkes aklını başına toplasın, yarın çok geç olabilir. Ülkemizi ve milletimizi içinde bulunduğu bu vahim durumdan kurtaracak olan yine bu millettir.

Bu mücadeleyi hep birlikte, Kurtuluş Savaşında olduğu gibi birlikte omuz omuza yapmalıyız. Gelinen noktada ne sağcı ne solcu ne muhafazakar ayrımı yapmadan “MEVZUBAHİS VATAN İSE GERİSİ TEFERRUATTIR.” diyebilen herkes ile birlikte mücadele etmek boynumuzun borcudur. Düşman için biz sadece “Müslüman Türk’üz”; ne sağcılığımız ne solculuğumuz ne başka bişey umurlarında değil onların. İlgilendikleri sadece bizi toptan yok etmek, bu coğrafyadan çıkarmak, sahip olduğumuz ne varsa ele geçirmek…

Oyunun farkında olanlar için tek yol var

“Bir olalım, iri olalım, diri olalım.” “MEVZUBAHİS VATAN İSE GERİSİ TEFERRUATTIR.” demek ve kendi gibi düşünenlerle örgütlenerek mücadeleye girişmek.

Tanrı Türk’e aklını başına toplamayı ve titreyip kendine dönmeyi nasip etsin …

Aslı KILIÇ DEMİRCAN

 

ATATÜRK’ÜN BÜYÜK NUTKU – NUTUK – HTML VE PDF FORMATINDA İNDİR

12 Jan

NUTUK - ATATÜRK ÜN NUTKU

PDF FORMATINDA İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

HTML FORMATINDA İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

HTML FORMATINDA AÇACAĞINIZ NUTUK UN KULLANIMI.

ZİPLİ DOSYAYI AÇTIKTAN SONRA ÇIKAN İLK KLASÖRDEKİ index DOSYASINI AÇIYORUZ.

VE BÖLÜMLERE O SAYFADAN TEK TEK ULAŞIYORUZ.

DİĞER KLASÖRLERDE AYRILMIŞ BÖLÜMLER BULUNUYOR…

 

OSMAN PAMUKOĞLU – ÖZEL ROPORTAJ

12 Jan


 

HALİÇ’TE YAŞAYAN SİMONLAR – HANEFİ AVCI – E-KİTAP – OKU – İNDİR

10 Jan

PDF FORMATINDA İNDİR

 

SARI ÖKÜZ HİKAYESİ

08 Jan

SON GÜNLERDE YAŞADIKLARIMIZ,
BU HİKAYEYİ BİLMEYENLER OLABİLECEĞİ FİKRİ UYANDIRDI BENDE…
BELKİ DE PEKÇOĞUMUZUN BİLDİĞİ BU HİKAYEYİ UNUTTUK…
ANIMSATMAKTA FAYDA GÖRDÜM…

SARI ÖKÜZ HİKAYESİ

Birzamanlar otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş.

Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış.

“SUÇ HEP O SARI ÖKÜZ’DE…”

Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:

“Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz’de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.”

Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz’ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.

“AFERİN SİZİ KUTLARIZ!”

Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk’u istemişler:

“Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim.”

Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk’u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.

“NEREDE KAYBETTİK BİZ BU SAVAŞI?”

Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, “Verin bize şunu, yoksa karışmayız” demeye başlamışlar.

Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, “Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük” diye sormuş.

Boz Öküz, Benekli Öküz’ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli

“Biz” demiş, “Sarı Öküz”ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı…”

 

ŞIRNAK ULUDERE SINIRINDA ÖLDÜRÜLEN MASUM PKK LI KÖYLÜLERDEN “SEGVAN ENCÜ” YE AİT RESİMLER

03 Jan

35 KAÇAKÇI KÖYLÜ’DİYE YUTTURULANLARA KAPAK OLSUN BU HABER…
Şırnak’ın Uludere İlçesi’nin sınırında TSK’nın bombardımanında yaşamını yitirenlerden Segvan Encü’nün Facebook sayfası PKK propagangasıyla dolu.

segvan encü - öldürülen pkklı masum köylü

GENÇ PKKLILARIN TİŞÖRTLERİNDE NE YAZIYOR OKUYABİLDİNİZ Mİ ?
( DURUN BEN TERCÜME EDEYİM KIT ALMANCAMLA )
FREIHEIT FÜR ÖCALAN yani ÖCALAN A ÖZGÜRLÜK

Şırnak’ta ölen köylülerden bir tanesinin Facebook sayfası onun sadece kaçakçı olmadığını ortaya çıkardı.

Şırnak’ın Uludere İlçesi’nin sınırında TSK’nın bombardımanında yaşamını yitirenlerden Segvan Encü’nün Facebook sayfası PKK propagangasıyla dolu.

Sadece kaçakçılık yaptıklarını ve PKK’lı olmadığı iddia edilenlerden biri olan Segvan Encu’nın Facebook sayfası söylenenleri yalanlar nitelikte.

PKK’nın Türkiye’ye sızdığı bir alanda iken Türk askeri tarafından öldürülen 35 kişinin masumiyeti hakkında bir süredir yayın yapılmakta. Türk askeri ise yerden yere vurulmakta. neredeyse orduyu lağvedin diyecekler. O masum köylülerden birinin facebook profilindeki fotografı…

segvan encü - pkklı masum köylü

KİM DEMİŞ ÖLENLER KÖYLÜ DİYE..?
Sadece kaçakçılık yaptıklarını ve PKK olmadığı iddia edilenlerden biri olan Segvan Encu’nın Facebook sayfası ise bunun tam tersini söylüyor. Kaynak haber site yetkililerinin açıklamasına göre;

‘Ölen köylünün … profiline baktıktan yarım saat kadar süre sonra Facebook profiline giriş yasaklandığı görülmüştür..

SEVGAN ENCÜ’NÜN FACEBOOK PROFİL SAYFASINDAN SAYFA KAPANMADAN ALINABİLEN RESİMLER.
öldürülen pkk lılardan birinin facebook profil sayfası

 
 

BİLİNEN TARİHİN BİLİNMEYEN YANLARI

01 Jan

ROTSCHILD FAMILY

BİLİNEN TARİHİN BİLİNMEYEN YANLARI
Hitler, dünya tarihindeki gelmiş geçmiş en faşist ve psikopat lider olarak bilinir. Çoğu kişi Hitler’i şizofrenin eşiğinde olan, fanatik Alman milliyetçisi psikopat bir lider olarak tanır, ancak gerçekte hiç kimse Hitler hakkında bildiklerinin kendilerine anlatılan resmi tarih senaryosundan başka bir şey olmadığını bilmez. Hitler, hakkında en çok komplo teorisi uydurulan tarihi liderlerden (kuklalardan) birisidir.
ABD’de sivri çıkışları ve dürüst kişiliği ile tanınan Texas Üniversitesi tarih profesörlerinden Texe Marrs’ın 2007 Mayıs’ında
çıkan kitabının adı Bilinen Tarihin Bilinmeyen Yanları.

Kitapta

1- Dünyayı yöneten Yahudi ailesi: Rotschild

2- Osmanlı devletinin planlı olarak nasıl dağıtıldığı

3- Arap birliğinin nasıl parçalara ayrıldığı

4- 1.Dünya Savaşı

5- Kukla Diktatör Hitler

6- 2.Dünya Savaşı

7- İsrail devletinin kuruluşu

8- Kennedy Suikastı

9- MOSSAD suikastları

10- 11 Eylül saldırıları olmak üzere 10 bölüm yer alıyor.

Bu bölümlerde yazarın savunduğu iddialar, kanıtlarla net bir biçimde ortaya koyuluyor. Öncelikle son yıllarda Türkiye’de ortaya çıkan Hitler hayranlığına ve “Türk Nasyonal Sosyalizmi” gibi kavramlara bir cevap olarak Hitler’in tarihi kimliğinin ardında yatan karanlık bağlantıları ana hatlarıyla sizlere aktarmaya çalışacağım.

DÜNYAYI YÖNETEN AİLE: ROTSCHILD AİLESİ

Çoğu kişi Rotschild ailesinin adını bile bilmez. Bu ailenin adı, ne Forbes dergisinin düzenlediği ”Yılın Zenginleri” bölümünde yer alır, ne de dünya jet-sosyetesinin partilerinde geçer. Ancak birçok ülkenin diplomatı bu ailenin adını duydukları zaman beş dakika durmak zorundadır. Çünkü bu aile dünya tarihi sahnesinde 1590 yılından beri vardır ve dünya, bu Yahudi ailesinin çok gizli faaliyetleri neticesinde bugünkü şeklini almıştır. Çoğu kişi dünyada hiçbir ailenin böylesine bir gücü elinde tutabileceğine inanamaz. Çünkü bir ailenin böylesine siyasi ve ekonomik bir gücü nasıl elde ettiğini bilmiyordur. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki aile derken üç-beş kişilik çekirdek bir aileden bahsetmiyorum. Rotschild ailesinin bugün 1000-1500 civarında ferdi olduğu bilinmektedir. Bu aile fertlerinin her biri, dünyanın gelişmiş, ya da gelişecek olan ülkelerinde, çok derin faaliyetler sürdürmek üzere dağılmışlardır. Dünyada olan her siyasi ve ekonomik gelişmeyi, İsrail devletinin çıkarlarına uygun düşecek şekilde düzenlemek en kutsal görevleridir.

Ailenin geçmişi 16.yüzyıla dayanıyor. Aile İngiliz Kraliyet Saraylarında kralın yaverliğini yapan bir aile olarak ortaya çıkıyor önceleri. Kralın izlemesi gereken siyaseti ve dış politika stratejilerini bu aile belirliyor. Sadece bununla da yetinmeyip kraliyet saraylarındaki tüm ihaleleri kazanarak bu ihaleleri başarıyla sonuçlandırıp, hatırı sayılır bir servetin de sahibi oluyorlar. İngiliz saraylarındaki kariyerleri sayesinde kolayca kazandıkları astronomik paralarla tarihin ilk bankacılık faaliyetini gerçekleştirip, İngiliz çiftçilerine de astronomik faizlerle tarım kredisi vermeye başlıyorlar ve 50 sene geçmeden neredeyse İngiltere devletinden daha zengin bir hale geliyorlar.

Faaliyet alanını iyice geliştirip derinleştiren Rotschild ailesi Avrupa’daki tüm imparatorlukların saraylarında söz sahibi oldu. Sadece İngiltere’de değil, Avrupa’nın dört bir yanında tarımla uğraşan insanlara yüksek faizle kredi vererek, altın ve gümüş komisyonculuğu yaparak servetlerini iyice büyütüyorlar. Ekonomik gücü, aklın ve mantığın sınırlarını zorlamaya başlayan Rotschild ailesi, daha da karanlık ve karlı bir işe girişiyor. İşin adı “Savaşa giren devletlere faizle borç vermek” Bunun ilk icraatını İngiltere-Fransa savaşında gerçekleştiriyorlar. İngiltere’ye savaşa girmesi için faizli borç olarak 35 ton altın veriyorlar. İngiltere, Fransa karşısında yeniliyor ve Rotschild ailesine olan borcunu ödeyemiyor. Borcun oluşturduğu mükellefiyetten dolayı, İngiliz Merkez Bankası yani Bank of England Rotschild ailesine devrediliyor. Rotschıld ailesi İngiliz devletinin bu devretme işlemini bir şartla kabul ediyor: İngiliz sterlinini kendilerinin basması şartı. İngiliz hükümeti bu şartı o dönemde kabul etmek zorunda kalıyor ve İngiliz sterlinini basma yetkisi bu Yahudi ailesine veriliyor. Görünüşte ekonomi hakkında pek bilgisi olmayan arkadaşlar için bu durum pek bir şey ifade etmeyebilir. Para basma yetkisini başka bir kuruluşa ya da şirkete vermek demek aynı zamanda ülkenin bağımsızlığını da bu kuruluşa satmak demektir. Çünkü bir ülkenin bankası o ülkenin parasını basarken bastığı para karşılığında o ülkenin hazinesine değerli maden koymak zorundadır. Örneğin Türkiye Merkez Bankası, devlet matbaasında 20 YTL basıyorsa eğer, devlet hazinesine de 20 YTL değerindeki altını, elması ya da petrolü koymak zorundadır. Aksi halde basılan para, kağıt parçasından başka bir şey olmaz. İşte Rotschild ailesinin de yaptığı şey budur. İngiliz sterlinini basarak İngiliz hükümetine faizle borç olarak vermiş ve karşılığında altın ve elmas almıştır. Bu şekilde bir yılda 12 ton altın kar ettiği ekonomi tarihçileri tarafından söylenir. Rotschild ailesinin en büyük girişimi ise İngiltere ile Amerika’daki kolonilerin savaşı olmuştur. Savaş sırasında Rotschild ailesi çok gizli birbiçimde Amerikan kolonilerini desteklemiştir. Amerika’nın İngiltere’ye karşı direnişini yöneten kişilere yüklü miktarda silah yardımı yapılmış, İngiltere’nin bu savaşta yenilmesinin sağlanacağı garanti edilmiş ve karşılığında, kurulacak olan Amerika devletinin resmi para birimini basma yetkisi istenmiştir. İngiltere ile savaş konusunda çok umutsuz olan başkan Washington ve ekibi bu teklifi hiç düşünmeden kabul etmiştir. Aile böylece günümüzde tüm dünyada çok popüler olan Amerikan dolarını basma yetkisini elde etmiştir.

Savaşı Amerikan kolonileri kazanmış ve İngiltere Amerika’dan elini ayağını çekmek zorunda kalmıştır. Savaştan yenik çıkan İngiltere bu sefer Amerika’ya yardım ettiği için Fransa’ya saldırmıştır. İngiltere, Rotschild ailesinin kendilerine finansal destekte bulunacağına güvenerek bu savaşa girdiyse de Rotschild ailesinden umdukları desteği bulamamışlardır. Rotschild ailesi el altından Fransa’yı destekleyerek Amerikan kolonilerinin bağımsızlığını garantilemek istemiştir. Bir taraftan da İngiliz borsası üzerinde spekülasyona girişmiştir. İngiltere-Fransa savaşı sırasında borsada müthiş bir hareketlenme olmuş ve borsada oynayan halk, savaşı kazanacakları nı düşünerek girişimlerini arttırmışlardır. Bunu fırsat bilen Rotschild ailesi ”İngilizlerin savaşı kazandığı” iddiasını ortaya atarak İngiliz halkının her şeyini borsaya koymasını sağlamıştır. Ancak, generaller ve ordudan geriye kalanlar yurda döndüğünde, İngiltere’nin savaşta kaybettiği ortaya çıkmıştır. Borsa anormal derecede yükselmiş ve böylece kağıtları elinde tutan Rotschild ailesi bu ticaretten en karlı çıkan isim olmuştur. İngiliz tarihçilerin ”Kara eylül” diye nitelendirdiği bu olay ile Rotschild ailesi adeta İngiltere devletinin mülkiyetini ele geçirmiştir. İyice gelişen Rotschild ailesi, Kenan diyarında Tanrı’nın kendilerine vaad ettiği kutsal İsrail devletini kurmak için hazırlığa başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin parçalanması için gerekli olan her şeyi yapmışlardır. Osmanlı devletine komşu olan ülkeleri finanse ederek Osmanlı’ya karşı savaşmaları için kışkırtmışlardır. Böylelikle sudan bahanelerle Osmanlıya saldıran Rusya, Avusturya ve diğer komş u devletler, Osmanlıyı askeri ve ekonomik güç olarak iyice yıpratarak azınlık unsurların ayaklanmasını sağlamışlardır. Osmanlı devleti nereye koşacağını şaşırmış ve neticede isyan eden azınlıkların ayrı devletler kurmasına engel olamamıştır. Osmanlının en çok dış borcu Rotschıld ailesinin sahibi olduğu Bank Of England bankasınadır.

Osmanlı Devleti, Rotschıld ailesine olan borcunu ödeyecek durumda olmadığından Rotschıld ailesi bunu fırsat bilmiş, Osmanlıya iğrenç bir teklifte bulunmuştur. Sultan 2. Abdülhamit ile görüşen Lord Baron Rotschıld “Kudüs şehrinin, Filistin’in, Suriye’nin ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin, yeni kurulacak olan Yahudi devletine verilmesi karşılığında, Osmanlı devletinin tüm dış borcunu silme ve Balkanlar’da, Afrika’da kaybettikleri toprakları geri verme” teklifinde bulunmuş, ancak Abdülhamit teklifi şiddetle reddetmiştir. Abdülhamit, dinen böyle bir tutum sergileyerek büyük bir sevaba girmişse de Osmanlı devletinin yıkılma sürecini hızlandırmıştır. Daha sonraları Enver Paşa, Abdülhamit’in bu tutumunu tarihi bir hata olarak değerlendirmiş tir. Enver Paşa’ya göre Kudüs şehri ve Kenan diyarı Yahudilere geçici olarak verilmeli ve Osmanlı tekrar eski gücüne kavuştuktan sonra bu topraklar geri alınmalıydı. Atatürk’e göre ise Osmanlı devleti böyle bir şey yapsaydı bile yıkılmaktan kurtulamazdı çünkü Osmanlı üzerine korkunç oyunlar oynanıyordu. Özetleyerek anlattığım bu süreçten sonra Rotschıld ailesi bütün gücüyle 1. Dünya savaşının çıkmasını tezgahlamıştır. Rotshıld ailesinin hesaplarına göre 1. Dünya savaşı ve Arabistanlı Lawrence’in faaliyetleri, Arapların birçok parçaya bölünmesi ve İsrail devletinin kurulması için yeterliydi. Savaş gerçekleşmiş, Almanların önderliğindeki İttifak devletleri grubu savaşı kaybetmişlerdi. Rotschıld ailesinin hesapları tutmuş ve İsrail devletinin resmi kuruluşunun ilan edilmesine ramak kalmıştı. Ancak t arihi rüyaya çeyrek kala Rotschild ailesi ayrıntılarda küçük bir hata yaptığını fark etti. İsrail devleti kurulmaya hazırdı ama, dağ ve ovalardan ibaret olan İsrail topraklarında kim yaşayacaktı? Avrupa’nın gelişmiş kentlerindeki rahatlığa alışmış olan Yahudiler, İsrail’de yaşamaya nasıl ikna edilecekti ? Esas sorun buydu. Bu sorunun giderilmesi için Rotschild ailesi radikal kararlar aldı ve yeni bir savaş için gerekli olan ortam hazırlanmaya başlandı.

KUKLA DİKTATÖR HİTLER’İN ORTAYA ÇIKIŞI VE 2. DÜNYA SAVAŞI

Almanya, Birinci Dünya savaşından adeta bir enkaz halinde ve oldukça demoralize bir biçimde çıkmıştı. Devlet tüm ekonomik ve askeri gücünü kaybetmişti. Ve çok ağır yaptırımlar içeren savaş tazminatı anlaşmalarına imza atmışlardı. Ancak Almanya’nın borçlu olduğu ülkelerin merkez bankalarının %85′i Rotschild ailesine ait olduğundan Almanya nerdeyse sadece Yahudi Rotschild ailesine borçluydu. Rotschild ailesi, Almanya’nın, bu yüklü borcun onda birini dahi ödeyemeyeceğini biliyordu. Rotschıld ailesi, Alman Merkez Bankasının kendilerine devredilmesi karşılığında dış borçlarının silinmesini teklif etti ve Almanlar teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Aslında bu durum sonun başlangıcıydı. Bırakın savaşacak parayı ve silahı, savaşta askere alacak erkek vatandaşı bile kalmayan Almanya tekrar tüm dünyaya kafa tutacak gücü nereden ve nasıl bulabilirdi? Bunun için ancak Tanrının yardımı gerekirdi. Ancak daha onlar intikam planını yapmadan önce, Rotschild ailesi onlar için çok gizli bir plan yapmıştı bile. Bu plana göre sahte ama çok inandırıcı bir faşizm rüzgarı Avrupa’da esecek ve Yahudilere en ince ayrıntısına kadar planlanmış bir şekilde şiddet ve baskı uygulanarak İsrail’e göç etmeye mecbur bırakılacaklardı. Bu planın ilk bölümü Almanya’nın ekonomisinin ayağa kaldırılması ve hızla silahlanmasını n sağlanmasıydı. Muazzam bir ekonomik ve askeri güce kavuşan Almanya’nın başına 1. Dünya savaşında er olarak savaşan fanatik milliyetçi Hitler getirildi. İtalya ise Alman Faşizmi’nin etkisi altında kalmış ve iktidara Mussolini gelmiştir. Mussolini’nin iktidara gelmesi Rotschild ailesinin bir planı değil kendiliğinden gelişmiş bir olaydı ama bu durum Rotschıld ailesinin ekmeğine yağ sürmüştü. Hitler, hitabet yeteneği ve ürkütücü karizması ile Alman halkını yediden yetmişe peşinden koşturmuştur. Hitler’in konuşmalarında ve toplantılarında ise şaşırtıcı bir biçimde ana hedef Yahudilerdir. Hitler’in iktidara gelmesinden önce kardeş gibi bir arada yaşayan Alman ve Yahudi halkları birbirlerine hiçbir zararlarının dokunmamasına rağmen oluşturulan yapay kaos ortamı yüzünden birbirleri ile kanlı bıçaklı hale gelmişlerdir. Savaştan önce Yahudi işadamlarına Nazi gençlerinin düzenlediği saldırılar, ev kundaklamalar ve cinayetler ortamı iyice germiştir.

Zengin olan Yahudiler bir yolunu bulup Almanya’yı terk etseler de, fakir olan zararsız Yahudiler bir yere gidecek paraları olmadığından oldukları yerde kala kalmışlardı. O dönemler savaş dönemleri olduğundan Almanya’nın dışına çıkmak için büyük paralar ve bazı önemli bağlantılar şarttı. Hitler savaşı başlatmış ve Almanya’nın sahte intikam harekatı başlamıştı. Almanya savaşın ilk yıllarında başarı göstermiş ve Fransa, Yugoslavya, Çekoslovakya, Avusturya ve Belçika gibi ülkelerin tamamını çok kısa sürede ele geçirmişti. Özellikle Paris’e 2 saatte giren Nazi orduları İngiltere ve İspanya’nın iyice ürkmesine neden olmuştur. İngiltere’yi hava saldırıları ile darmadağın eden Nazi orduları bir taraftan da sözde Yahudi soykırımı yapmaya başlamıştır. Yahudiler bir bir katledilmiş ve imha fırınlarında yakılmıştır. Ortada öyle korkunç bir ortam vardır ki, savaştan sonra bölgeyi teftişe gelen Amerikalı generaller bile uçaklarından iner inmez havadaki pis kokudan d olayı hava alanında kusmuşlardır. Havadaki pis kokunun nedeni ise sürekli olarak yakılan insan cesetleri ve çürümüş cesetlerdir. Savaştan sonra tam bir korku ülkesine dönen Almanya’da ortaya atılan iddialara göre neredeyse hiç Yahudi bırakılmamıştır. Ancak Sovyet araştırmacılar durumun hiç de öyle olmadığını savaşta katledilenlerin sadece %15′in Yahudi olduğunu net ve çarpıcı belgelerle kanıtlamışlardır. Bu belgelere göre savaşta öldürülenlerin çoğu ermeni, çingene ve Polonyalılardı. Geriye kalan zengin Yahudiler Rotscild ailesinin kurduğu paravan şirketler aracılığı ile ve Amerikan askerlerinin denetiminde, gizlice (Amerika’ya değil) İsrail’e kaçırılmışlardır. İsrail’e getirildikleri dönemden İsrail devleti kuruluncaya kadar olan süreçte tabiri caizse Allah’ın dağında prefabrik usulü yapılmış evlerde kalmışlar ve büyük zorluk çekmişlerdi. Kaçmak için girişimlerde bulunanlar ise Tevrat’ın emrettiği bir biçimde idam edilmişlerdir. Neticede yaratılan sahte milliyetçi bir hava ile sözde Yahudi soykırımı yapılmış, tüm dünyada Yahudilere yönelik şiddet eylemlerine girişilmiş ve Yahudiler İsrail’e göç etmek zorunda bırakılmışlardır. Yani Rotschild ailesi 1. Dünya savaşında yarım bıraktığı işi 2. Dünya savaşında tamamlayabilmiş tir. Aşırı dindar bir aile olan Rotschild ailesi, kendilerine göre, Tanrı’ya olan sözü yerine getirmiştir.

BAŞKAN KENNEDY’NİN ORTADAN KALDIRILMASI

2. Dünya savaşından sonra kurulan İsrail devletinde her şey 1960 yılında John Fitzgerald Kennedy’nin Amerikan başkanı olmasından sonra değişmiştir. Kennedy Amerikan tarihinin en genç Başkan’ıdır ve aynı zamanda ilk katolik Başkandır. Kennedy’den önce Amerika’da katolik bir Başkan hiçbir zaman olmamıştır. John F. Kennedy’nin babası olan Joseph Kennedy de politikacı olup aynı zamanda İngiltere büyükelçiliği yapmıştı. Ne babası, ne de Başkan Kennedy Yahudilerle iyi geçinemiyorlardı. Babası büyükelçilik yaptığı dönemde Londra’da Yahudilerin boy hedefi haline gelmiş ve çeşitli saldırılara maruz kalmıştı. Sigmund Rotschild, Kennedy’ye “Başkan seçildiğinde Ortadoğu’da İsrail tarafını tutan bir politika izlemesi karşılığında, milyonlarca doları bulan seçim kampanyası masraflarını karşılamayı” teklif etmiştir. Ancak Kennedy böyle bir teklifin bir daha yapılmamasını rica etmiş ve kendisini hakarete uğramış hissettiğini belirttirmiştir. Kennedy, İsrail lobisinin Amerikan devleti üzerindeki faaliyetlerinden son derece rahatsızdı. Kennedy’ye göre lobilerin faaliyetleri, Amerikan bağımsızlığına vurulmuş bir darbeydi.

KENNEDY İLE İSRAİL BAŞKANI BEN GURİON’UN NÜKLEER KAVGASI

İsrail kurulduğu günden beri Ortadoğu’da süper güç olma hayali ile hareket etmiştir. Bu yüzden İsrail Devleti hızlı bir “nükleer silahlanma programı” izlemeye başlamıştır. İsrail’in Dimona Çölü’nde kurduğu nükleer santralinde peynir-ekmek gibi atom bombası ve nükleer başlıklı füzeler üretmesi Başkan Kennedy’yi çok rahatsız etmiştir. İsrail’in nükleer füzelerinin Ankara, İstanbul, Şam, Tahran, Bağdat ve Riyad gibi şehirleri vuracak kapasitede ve menzilde olması Kennedy yönetimini önlem almaya mecbur bırakmıştır.

Kennedy, Ben Gurion’a yazdığı sert bir uyarı mektubunda ”İsrail’in nükleer programını durdurmaması durumunda Amerikan yönetiminin yaptırım uygulamaktan kaçınmayacağını belirtmiştir’ ‘

Ben Gurion da cevap olarak gönderdiği mektupta Kennedy’ye ”Genç Adam” diye hitap etmiş ve bazı ağır ithamlarda bulunmuştur. Bu mektuplaşmalar iyice çığırından çıkmış ve hakaretleşmeye dönüşmüştür. Bu durum üzerine tepki olarak Ben Gurion istifa etmiştir. Ünlü Yahudi politikacı Henry Kissinger ”İsrail’in nükleer programına son vermesi İsrail’e büyük zarar verir” diyerek Kennedy’yi ikna etmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştır. Kennedy bununla da yetinmemiş ve 4 Haziran 1963′te Amerikan Temsilciler Meclisi’ne danışarak çıkarttığı 11110 sayılı kanunla Amerikan Dolar’ını basma yetkisini Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’ın elinden alarak Amerikan Merkez Bankası’na vermiş ve ”bir ülkenin parasının denetimin şahısların elinde olmasının büyük bir sorun olduğunu” belirterek kendi sonunu hazırlamıştır. Federal Reserve Bank, İsrail’in en büyük gelir kaynağıdır, tabiri caizse şah damarıdır. Kennedy, dolar basma yetkisini Federal Reserve Bank’ın elinden alarak adeta İsrail’in şah damarını kesmiştir. Neticede İsrail için Kennedy’nin etkisiz hale getirilmesi farz olmuştur. Kennedy’nin seçimleri kaybetmesini beklemek boş bir umuttu, çünkü Kennedy halktan büyük destek görüyordu. Kennedy’ye seçimler kaybettirilse bile sonradan kazanması yüksek ihtimaldi. Üstelik Kennedy’nin kardeşi de gelecek vaad eden bir politikacıydı. Tek bir çare gözüküyordu. O da suikast i di. Kennedy bir şekilde öldürülürse Amerikan yasaları gereği yerine yardımcısı getirilecekti. Kennedy’nin yardımcısı Lyndon Johnson’dı. Johnson tam bir İsrail taraftarıydı. Üstelik Kennedy ile hiç iyi geçinemiyordu, söylentilere göre Kennedy kendisini kovmaya çalışıyordu. İsrail, suikast kararı alır ve bunu, Amerikan derin devleti içindeki bağlantılarını kullanarak gizlice uygulamaya koyar. Kennedy’yi öldürmek için en uygun ortam seçim kampanyaları için geleceği Dallas’tır. Dallas’ta her zamanki gibi üstü açık araba ile halkı selamlayacak olan Kennedy’yi korumakla görevli CIA ajanları özel olarak ayarlanacak ve başkanın güvenliği sabote edilecekti. Böylece suikast çetesi Kennedy’yi rahatlıkla öldürebilecekti. Suikast çetesi için değişik rivayetler vardır. Kimileri Kennedy’yi Fransız suikast çetesinin öldürdüğünü, kimileri ise Kübalı sürgünlerin öldürdüğünü iddia eder ancak kesin olan bir şey var ki, Kennedy’yi öldürenler çok profesyonel ve acımasız keskin nişancılardan (sniper) oluşan bir suikast timidir. Kennedy’nin ziyaretinden önce, yani 21 Kasım 1963 akşamı Dallas’ta bardaktan boşalırcasına yağmur yağmıştır. Ancak şehir halkı buna rağmen başkanı en iyi şekilde karşılamak için elinden geleni yapmıştır. 22 Kasım 1963 sabahı Washington D.C.’den Air Force One uçağı ile gelen Başkan Kennedy ve eşi, sabah 09′da şehir merkezinde Dallas valisi Connaly ile birlikte kahvaltı ettikten sonra üstü açık bir limuzine binerek halkı selamlamaya başlamışlardır. Tam 6 aracın olduğu kortejde en son arabada Başkan Kennedy ve Vali Connaly vardır. Önde motosikletli SS korumalar ve yanda CIA ajanlarının bulunduğu arabalarla Kennedy’nin arabası Kortejle birlikte Elm caddesinden Houston’a doğru beklenmedik bir dönüş yapar. O sırada silah sesleri yükselmeye başlar. Polisler telsizle anons etmeye başlar: ”Korteje ateş ediyorlar yere yatın” diye. Tam 6 el silah sesi duyulur. Birinci mermi arabayı ıskalar ve alt geçitte bekleyen Edmund Harris adındaki taksi şoförünün kulağını parçalar. İkinci mermi Kennedy’yi tam omzundan vurur. Üçüncü mermi Kennedy’yi ıskalayıp ön koltuktaki vali Connaly’i omzundan vurur. Dördüncü mermi Kennedy’yi boynundan vurur, aynı mermi başkanın vücudundan çıkıp Vali Connaly’i sırtından vurur. Beşinci mermi arabayı ıskalayıp dikiz aynasını kırıp dışarı çıkar. Ve Altıncı mermi… Altıncı mermi başkan Kennedy’yi tam kafasından vurur. Başkanın kafasını parçalayan mermi bulunamaz.
Suikasttan sonra yapılan araştırmalarda Kennedy’yi sözde komünistlerden vatan haini Lee Harvey Oswald’ın vurduğu iddia edilir. Ortada altı mermi olmasına rağmen Oswald’ın tek katil olduğu görüşüne varılır. İddialara göre Oswald, Texas Okul kitapları bürosunun altıncı katındaki pencere dibinden İtalyan yapımı “Mannlicher Caracano” marka sniper tüfeği ile altı kez ateş ederek Başkanı öldürmeyi başarmıştır. Lee Harvey Oswald apar topar hapsi boylamıştır.

Deliller birden çok sayıda keskin nişancının olduğunu göstermesine rağmen, İsrail denetimindeki Amerikan derin devleti, suçu Lee Harvey Oswald’ın üzerine atarak diğer delilleri bir bir yok etmiştir. Suikastı gören 57 kişi ölü bulunmuş, ölümler kaza veya intihar ile açıklanmıştır.

Lee Harvey Oswald ise suikasttan iki gün sonra, mahkeme çıkışında yüzlerce FBI ajanı ve polisin arasında Yahudi bir bar işletmecisi olan Jack Ruby tarafından öldürülmüştür. Bu Amerikan milliyetçisi Yahudi, Lee Harvey Oswald’ı öldürmesinin nedenini ise “komünistlerden Amerika’nın aldığı intikam” olarak yorumlamıştır. Birden çok sayıda keskin nişancı tarafından vurulan Kennedy’nin otopsisini Amerikan ordusundaki üst düzey amiral ve generaller yürütmüş ve otopsideki suikast delillerini bir bir sabote etmişlerdi. Ailesi, Kennedy’nin kafasının kesilerek incelenmesini ve böylelikle gerçek suikastçıların bulunmasını istediğinde ise, Amerikan birimleri konuyu şiddetle reddetmişlerdir. Kennedy apar topar gömülerek konu örtbas edilmiştir. Başkan Kennedy’nin suikast sonucu öldürülmesinden sonra başkan adayı olan kardeşi senatör Robert Kennedy de bir basın toplantısı sırasında İsrail işbirlikçisi Filistinli bir genç tarafından kurşunlanarak öldürülmüştür.

KENNEDY SUİKASTININ SONUÇLARI

İsrail, Kennedy’nin kapattığı Dimona çölündeki nükleer santralini tekrar açmış ve nükleer silah üretimine eskisi gibi devam etmiştir. Başkan Kennedy’nin çıkarttığı, Federal Reserve Bank’ın elinden Amerikan dolarını basma yetkisini alan 11110 sayılı kanun iptal edilmiş ve Amerikan dolarını basma yetkisi tekrar Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’a verilmiştir. II. Dünya savaşından sonra ılımlı ve sakin bir politika izleyen Amerika devleti özellikle Kennedy suikastından sonra soğuk savaş sürecini de başlatmıştır. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki soğuk savaştan tüm dünya devletleri çok olumsuz yönde etkilenmiştir. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki silahlanma rekabeti adeta bir sidik yarışına dönmüştür. Amerika tüm dünya genelinde emperyalist faaliyetlerine hız vermiş ve Vietnam’a saldırmıştır. Vietnam’da binlerce kişinin ölmesine ve birçok ülkenin bu savaştan dolaylı olarak zarar görmesine neden olmuştur. Amerika’da İsrail lobisi ise iyice pervasızlaşmış ve yönetimde söz sahibi olmuştur. Amerika İsrail Devletinin yaptığı katliamlara sesini çıkaramaz hale gelmiş ve İsrail ile suç ortaklığı yapmaya başlamıştır. En basitinden örnek vermek gerekirse İsrail devletinin çok gizlice yürüttüğü “Samuel Vanunu’yu kaçırma operasyonu”na istemeden şahit olan bir Amerikan Fırkateynindeki 23 deniz piyadesi İsrail hücum botları tarafından açılan ateşle öldürülmüştür. Denize düşüp kaçmaya çalışan askerler bile İsrailliler tarafından öldürülmüştür. Olayın basına sızmasına izin verilmemiş ve yahudilerin kontrolündeki Amerikan basını konuyu haber bile yapmamıştır. CIA tüm dünyada ”komünizmle mücadele” doğrultusunda adına GLADIO denilen ve Beyrut’taki gerilla kamplarında eğitilen katillerden ve paralı askerlerden oluşan gizli bir ordu hazırlamış ve bu paralı katilleri maaşa bağlayarak dünyanın her yerinde komünistleri ve sol düşüncelileri öldürmekle görevlendirmiştir. Bu bağlamda Türkiye’deki sağ-sol çatışmaları, siyasi amaçlar için işlenen cinayetler, katliamlar, terörist eylemler, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi ve 12 Eylül darbesi hep Gladio’nun eserleridir. Gladio ordularının kurulması ne tesadüfse Kennedy suikastından hemen sonraya denk gelir. Amerika’nın “Büyük Ortadoğu Projesi” başlamıştır. Büyük Ortadoğu Projesinin diğer adı ise Büyük İsrail Devleti projesidir. Kennedy suikastından sonra Büyük İsrail Devleti Projesine hız verilmiştir. Büyük İsrail Devleti Tevrat’ta Tanrı Yehova’nın Yahudilere vaad ettiği topraklardan oluşmaktadır. 11 Eylül saldırıları, Münih’teki eylemler ve daha birçok terörist eylem aslında Büyük İsrail Devleti projesinin bir parçasından başka bir şey değildir. Bazı arkadaşlar Büyük Ortadoğu Projesini sanki yeni bir şeymiş gibi algılıyorlar. Bu arkadaşlar kitap falan pek okumadıkları için ne duysalar ona inanıyorlar. Büyük Ortadoğu projesi yeni bir şey değil ki. Yüzyıllardır var olan bir proje… Osmanlıların yıkılması, Arapların parçalanarak bir sürü ülkeye bölünmesi, Türkiye’deki terör eylemleri ve istikrarsızlık ve Irak, İran gibi ülkelerin periyodik olarak neredeyse her on yılda bir sorun çıkarması rastlantı olmasa gerek…

 
 

F-16 LARIN VURDUĞU MASUM KÖYLÜLER ( TERÖRİSTLER )

01 Jan

F-16 LARIN VURDUĞU MASUM KÖYLÜLER (TERÖRİSTLER)

TC askeri 35 masum köylüyü katletti!!!
- Nerede?
- Haftanin.
- Orası neresi?
- “Irak’ta” bir PKK kampı.
- Ne arıyorlarmış orada?
- Sigara ve akaryakıt kaçakçılığı.
- Ne malum? Ya gerçekten teröristlerse?
- Yok yok. Başbakan bile kabul etti.
- Peki her isteyen o bölgede kaçakçılık yapabilir mi?
- PKK yollarını keser herhalde!
- Bunların yolunu neden kesmemişler?
- ?
- Komisyon mu vermişler?
- ?
- Kaçakçılık PKK’nın önemli gelir kaynaklarından biri değil mi? Bölgedeki kaçakçılığı örgüt organize ve kontrol etmiyor mu?
- ?
- Kaçakçılar normalde 3-4 kişi, 15-20 katırla bu işi yaparlar. Bunlar neden 36 kişi bu işi yapmış?
- ?
- Kaçakçılık suç değil mi?
- Evet suç.
- Bunlar PKK’nın geçiş güzergahını kullanmamışlar mı?
- Evet kullanmışlar.
- Cenazeleri kim kaldırdı?
- BDP
- Tabutlar neye sarılıydı?
- PKK paçavralarına.
- Başka söze gerek kaldı mı?
- ?

HER DUYDUĞUNUZ HABERE İNANMAYIN.
ÖZELLİKLE MEDYA ÇOK FAZLA YÜZ VERİR OLDU BİR AVUÇ ÇAPULCUYA.
HALA BU TERÖRİSTLERİ MASUM DİYE LANSE EDİYORLAR.

 
 
 

page counter